VURGUN

“Derin!”

“Efendim?”

“Hadi ama seni bekliyorum.”

“Tamam tamam geliyorum!”

“Bak bu işi de kaçırmayalım sonra.”

Derin aceleci,bir yandan botlarını giymeye çalışıyor, beri yandan elindeki çantayı koluna takıyor.

Sesi alaylı bir şekilde,

“Aman be onlar kaybeder “dedi ve gülüştüler.

“Bu sabah uykunu biraz fazla aldın galiba. Pek bir öz güvenli gördüm seni.”

” Valla uzun zamandır böyle güzel bir uyku uyumamıştım. ”

“Ooo… Uykumuzu da tam almışız. Yok yok bu hiç hayra alamet değil. Kızım sen insan olduğunu unutmuştun ya. Bir şeyler var sende ama dur bakalım!”

Derin kahkaha atar.

“Yoksa…?” diye şaşkınlıkla sordu, Seda.

Derin dudaklarını dişlerinin  arasında sıkıştırıp kafa salladı.

“Hadi canım” dedi Seda. “Valla inanmamıştım. Eee… anlat bakalım. “

“Anlatılacak bir şey yok aslında. Yani tam emin değilim. Biraz kafam karışık.”

“Valla senden korkulur Derin.” dedi, Seda gülerek.

“Ben bir şey yapmadım ki! Aslında ben de şaşkınım, bakma sen. Yani, Deniz’den bu kadarını hiç beklemiyordum doğrusu.”

Seda aşırı şaşkın bir şekilde “Deniz mi?” diye sordu.

“Evet. Dün ansızın yoluma çıktı. Beni ne kadar çok sevdiğini haykırdı. Herkes bizi alkışladı falan. Seda bir görseydin, o kadar güzeldi ki her şey. Yani, ne bileyim… beklemezdim ondan.”

“Barıştınız yani?”

“Yeppp!”

Derin, Seda’da bir tuhaflık olduğunu sezer.

“Sen neden bu kadar çok şaşırdın ki?”

Seda afallayarak; “Yok canım… Sana öyle geldi herhalde. Sevindim senin adına.”

Derin inanmayarak;

“Seda?”

Seda bakışlarını kaçırır. Derin sorgulayıcı bir şekilde bakmaya devam ediyordu.

“Yani ben Ekin ile Arda’dan bahsediyorsun sanıyordum.”

“Anlamadım?”

“Aman! Boş ver canım ya.”

“Seda, ne eveleyip geveliyorsun sabahtan beri, Allah aşkına? Söyle ne söyleyeceksen işte. Uğraştırma beni.”

“Dün ayrılmışlar.”

“Eee…? Bunun benimle ne ilgisi var?”

“Herkes senin ayırdığını düşünüyor. Yani öyle söylentiler var.”

Derin şoka girmiş bir halde;

“Sen… Sen ciddi misin?”

“Ya kapatalım artık bu konuyu lütfen.”

“Ne zamandır böyle söylentiler var?”

“iki aydır.”

“Ne…?  Şaka gibi gerçekten. Ve sen bana bunu daha yeni söylüyorsun. Öyle mi?”

Derin gözlerini kısarak; “Bir dakika! Sen benim ayırdığımı falan mı düşündün yoksa?”

“Ya ne bileyim ben. öyle bir an…”

Derin bağırarak;

“Seda sen ne saçmaladığının farkında mısın? Kendine gel!”

“Özür dilerim ben…”

“Dileme Seda dileme. Nasıl böyle bir şey düşünürsün ya!”

“Ya ne bileyim… Epey yakındınız. Denizle de ayrılınca…”

Derin iyice çıldırdı.

“Sedaaaaa!!!”

“Tamam, tamam sustum.”

Uzun bir süre birbirleri ile hiç konuşmadan, sadece yürüdüler.

Derin, içten içe insanların ne kadar saçma şeylere zaman ayırdığını düşündü.

Nasıl bu kadar basit bir şekilde, tanımadıkları kişiler  hakkında fikir sahibi olabiliyorlardı, aklı almıyordu bir türlü.

Üstelik yaşadıkları hayat bile onlara ait değildi. Kendilerine ayıracak zamanları bile yoktu.

Ne acı, en olmadık şeylere gelince zamanımız çoktu ama asıl mühim olana zamanımız ne hikmetse, hiç yoktu.

En acı olanı da bunu bile isteye yapıyorlardı.

Hep başkaları için yaşıyor, başkalarını konuşuyorlardı. Bilmiyorlardı ki kendilerinden çaldıkları her anın hesabının, ağır bir şekilde onlara geri döneceğini.

Hayatta her şeyin bir karşılığı olduğunu, hiçbir şeyin sebepsiz olmadığını bilmiyorlardı.

Ne acı, sadece tüketiyorduk. Zamanımızı, enerjimizi, evrende var olan her şeyi… Sadece tüketiyorduk.

Sevgimizi bile.

Her şeyin, canlı yada cansız ama herşeyin bir sebebi vardı.

Peki neydi İnsanoğlunun var olma sebebi?

Yemek, içmek, sevişmek, başkalarını konuşmak, tüketmek miydi?

Bu kadar mıydı insan?

insancık mı demeliydim yoksa?

Uzun uzadıya düşündü Derin. Sorunun cevabını bulamasa da çok iyi biliyordu ki buraya böyle sebepler için gelmedik. “Keşke” diyebildi sadece.

“Keşke herkes sadece kendisinden sorumlu olmayı becerebilseydi. Bari bu kadar geliştirebilseydik kendimizi.

Gelişmek… Ne kadar da uzak bir kelime. Tıpkı sevgi kelimesi gibi.

Yazık! İnsanlar kendilerine vermesi gereken sevgiyi bile başkalarında ayırıyor. Daha sonra onlardan sevgi dileniyor.

Çok acı.

Eve girer girmez odasına girdi Derin. Hızlıca yatağa fırlattı kendisini. Tavanı seyretti bir süre.

Uzun ve yorucu bir gün geçirmişti. Düşündüklerinin altında ezilip kalıyordu narin, incecik bedeni. Taşıyamıyordu ruhunu. Yorgun düşüyordu.

Günlüğünü aldı eline. Yazmak biraz olsun hafifletiyordu yükünü.

Uzun uzun boş sayfayı izledi.

İzledi… İzledi.

Uyudu.

Züleyha ORTAK

Bir Cevap Yazın