İki Kadeh Tek Gönül

Her gün indiği duraktan bir durak önce indi bu kez Ayşe. Evde yiyecek bir şey kalmadığı için alış veriş yapmalıydı. Otobüsten iner inmez yüzüne vuran soğuk hava ile irkildi. Yirmi yedi yıllık hayatı boyunca gördüğü kış mevsiminden farklı bir kış vardı bu sene.

Ayazdan korumak için dudaklarına götürüp, sıcak hava üflediği elleri daha cebine sokmadan tekrar donma noktasına geliyordu. Yüzüne çarpan soğuk rüzgardan az da olsa korunabilmek için iki büklüm olup, başını önüne eğebildiği kadar eğmiş yürüyordu. Önünden geçtiği aynalı camları olan bir dükkandan kendi görüntüsünü görünce sıklaştırdığı adımları yavaşlamaya başladı ve en sonunda da durdu. Uzun uzadıya kendini seyre durdu. Pek bir solgun ve yorgun görünüyorum diye geçirdi içinden. Başını iki yana sallayıp tekrar yola koyuldu ve nihayet alış veriş yapacağı dükkana girdi.

Dükkana girer girmez yüzüne çarpan sıcak hava ile kemiklerinin çözüldüğünü hissetti. Taze sebze ve biraz da et aldıktan sonra, akşam yemeğinde kendisine eşlik edecek nişanlısıyla içmek için kırmızı şarap seçme sırasıydı. Uzun karar verme sürecinden sonra nihayet kararını vermişti. Aldığı ürünleri sepete dolduran Ayşe kasaya ilerledi. Ödeme yaptıktan sonra poşetleri alıp tekrar soğuk sokaklara çıkmıştı. Elinde poşetler olduğu için ellerini sırayla cebine sokuyor ve ısınan eliyle poşetleri tutarken, soğuktan donmak üzere olan elini cebine sokuyordu.

Sokak hayvanlarını gördüğünde dayanamaz ve muhakkak besleyip sever, Ayşe. Bu kez yanında yiyecek olmadığı için sadece sevmekle yetindi fakat sadece sevgi karın doyurmadığı için bir süre sonra sıkılan kedi yanından uzaklaştı. Kedinin arkasından baka kalan Ayşe, “demek ki sadece insanlar değil, hayvanlar da sevgiye doyunca arkalarını dönüp gidiyorlarmış” diye geçirdi içinden.

Evinin bulunduğu sokağın köşesindeki mezarlık ürkütüyordu onu. Sırf mezarlığa bakmamak için güçlü bir şekilde direniyor, bakışlarını diğer tarafa çevirmeye gayret ediyordu ama göz ucuyla da arada bir mezarlığa bakmaktan kendini alıkoyamıyordu. Bakar bakmaz hemen tüyleri ürperiyor ve sanki biri ona seslenecekmiş gibi hissediyor. Sonra da bir kez daha baktığına bakacağına pişman oluyor.

Nihayet apartmanın önüne geldiğine çok mutlu olmuştu. Bir taraftan kemiklerine kadar donduran soğuk, öte taraftan tüylerini ürperten mezarlık… Evin ziline bastı ama kapıyı açan olmadı. Bir kez daha denedi fakat durum aynıydı. Sonra bir kez daha ve bir kez daha… Canı sıkılarak elindeki poşetleri yere bırakıp, omuzundan indirdiği çantasını aramaya koyuldu. Soğuktan donmuş elleri bu durumu zorlaştırsa da bir müddet sonra anahtarlara ulaşabilmişti nihayet. Kapıyı açtı, ayakkabılarını çıkarıp içeriye girdi. Bereket versin ev sıcaktı da kendine geldi.

Mutfağa giderken ışığı açık odaya başını uzattı, ” aşkım kaç defa çaldım zili. Neden zahmet edip de kapıya bakmıyorsun? diye seslendi. İçeriden bir karşılık gelmedi. Mutfakta yere bıraktığı poşetleri açıp, gerekli olanları çıkarıp tezgahın üzerine koydu. Geri kalanı ise buzdolabına yerleştirdi.

Hazırladığı yemeği masaya servis etti ve özenle seçtiği şarabı açıp, iki de kadeh çıkardı. Tekrar içeriye seslenip; ” Aşkım yemek hazır. Bir de güzel bir şarap aldım. Bu gece ziyafet var” dedi gülümseyerek. Uzun bir bekleme ve yine cevap yok. Oturduğu sandalyeden kalkarken, masadan destek almasaydı kalkamayacaktı. Korku dolu ağır adımlarla oturma odasına geldi ve kimsenin olmadığını anladı. Elleri yanına düştü ve soğuktan iki büklüm olduğundan beter bir şekilde mutfağa, yemeğine döndü.

İki kadeh çıkarmıştı ama birini doldurmaması gerektiğini hatırlamıştı. Doldurduğu kadehini yudumlarken, bilinç altına itmeye çalıştığı ve inkar ettiği gerçekle de yüzleşiyordu. Ayşe’nin nişanlısı iki yıl önce bir trafik kazasında hayatını kaybetmiş, bu durumu kaldıramayan Ayşe ise uzun süre psikolojik tedavi görmüş. Yıllar geçmesine rağmen bu olayı kabullenemeyen Ayşe, nişanlısına yakın olmak için mezarlığın köşesindeki kiralık daireyi tutmuş.

Korktuğunun aslında mezarlık olmadığını, nişanlısının öldüğü gerçeği olduğunu anladı bir kez daha. Tıpkı sarhoş olduğu diğer akşamlar gibi.

Mazlum TARHAN

Bir Cevap Yazın