ANA HAKKI

              Zordur ana olmak. Ana gibi yar olmaz demişler ya, az bile demişler. Analar ki hakları ödenmez, nimetler.

tEYZE

Tanyeri horozları ötmeden çok önce uyanmıştı evin annesi. Ev dediysem öyle aklınıza yuva dediğimiz, oturma grupları olan, beyaz eşyalı bir ev gelmesin. Daracık sokaklardan, dolambaçlı yollardan geçip geldikten sonra, çıkmaz yolun dibinde, karanlıklar içinde bir yer. Koltuk yerine, yerde içindeki elyafları dışarı fırlamış, yırtık pırtık birkaç minder, tek odalı duvarın bir zamanlar mavi olan, dökülmüş boyası ve kırık kapısı olan bir yerden bahsediyorum. Öyle ki bırakın yaşamayı, nemden, rutubetten nefes almak dahi çok güç.

Elini yüzünü yıkadıktan sonra, iyice kararan aynada saçlarındaki beyazlara dikkatle baktı. Eski halini anımsatan yegane şey, diplerinden saldıran beyazlardan kaçan, saçlarındaki kınaydı. Yüzündeki her bir kırışıklıkta, mimiklerindeki her bir ayrıntıda yaşanmışlıkları vardı. Hayat ona kolay yüzünü göstermemişti. Fakat anne için durum çok farklı. Gözlerinin önüne, onu ve ailesini göç etmeye mahkum eden o olay gerçekleşmeden önceki, genç kızlık halleri geldi. Hatta istemsiz olsa gerek, kırışıklıklar içindeki yüzü bir an aydınlandı ve yüzüne masum bir gülümseme yayıldı. Ta ki içeriden feryat figan ağlayan çocuğun sesi gelene kadar. Sorumsuz, beş para etmez kocası olacak adamın, bir kavgada ölüp gitmeden evvel karnına bıraktığı son armağan olan çocuk. Artık dayanacak gücü olmadığını hissediyordu. Tam her şeyden vazgeçecekken onu hayata bağlayan çocukları, bir kez daha hayata bağlanmışlardı.

Çocuklarıyla ilgilenen anne hazırlanıyordu. Malum, tek başına bir kadın olup onuruyla yaşamak zor ve evine yiyecek alabilmek için çalışması gerekiyordu. Küçük oğlunu sırtına bağlayan anne, kızının elinden tutup, kendine bile hayrı olmayan ama onları dışarıdaki tehlikelerden koruyacak olan kapıyı çekip, çıktı. Hemen kapının yanında duran, iki tekerin monte edildiği ve kocaman beyaz bir torbanın bağlı olduğu çek çek arabasına kızını yerleştirdikten sonra, hiçbir zaman dile getirmediği ama hep içten içe kahrolduğu kaderinin vermiş olduğu acı ve üzüntüyle arabayı çekmeye başladı. Yaklaşık 20 dakika yürüdükten sonra, gördüğü ilk büyük çöp konteynerinin yanında durdu ve kızını arabadan alıp yere indirdi. Usulca çöpe yanaşıp, başını uzattı. Kokunun önce burnuna, sonra da ciğerlerine acı bir şekilde nüfuz etmesinden olacak ki kısa bir süre öğürüp, suratını ekşitti fakat yapması gereken şey değişmeyecekti. Usulca çöpü karıştırmaya başladı ve almaya değer bir şeyler aradı gözleri. Elleri ve gözleri koordineli bir şekilde çalışıyordu. İşe yarayacağını düşündüğü şeyleri alıp inceliyor, yaradığında arabasına atıyor, yaramadığında ise geri çöpe bırakıyordu. El yardamıyla alt taraftan epey kağıt ve karton buldu anne. Çıkardığı kağıt ve kartonlar, önceki akşamdan kalma bir doğum gününe aitti. Belki de büyük mutluluklarla açılan bir hediye paketinin kartonu şimdi anneyi mutlu ediyordu. Çünkü çöpten topladığı kağıtları günü geçirmek için para karşılığında satıyordu. Başkasının doğum gününden kalma kağıt ve kartonlar annenin hayatına âdeta bir güneş gibi doğmuştu. Yanında, yerde bulduğu bir ağaç parçasıyla yere bir şeyler yazmaya çalışan kızına gözü ilişince içinde bir burukluk yaşadı. Kızı yedi yaşındaydı ve bir kez bile ona doğum gününde hediye almamıştı, alamamıştı. Her şeyden habersiz oynayan kız, annesine doğru bakıp gülümseyerek, oynadığı oyununa geri döndü. Bu bakış ve gülümseme annenin yüreğini çok derinden acıttı. Çöpü karıştırmaya devam eden anne, kırılıp atılmış bir parça duvar alçısı buldu. Daha önceden çıkardığı hediye paketine el çabukluğuyla yerleştirdi ve gelişi güzel kapadıktan sonra yere eğildi. Kızının yanağına bir buse konduran anne, “ bugün senin doğum günün kızım. Doğum günün kutlu olsun “ diyerek sarıldı kızına ve elindeki başkalarının mutluluğundan nasibini alıp, çöpün dibini boylayan hediye paketine sarılı hediyeyi uzattı. Olup bitene anlam veremediği halde mutluluktan gülücükler saçıp, annesine kocaman sarılan kız, hediyesini kapar kapmaz, inanılmaz bir çabuklukla açtı. İçinden çıkan beyaz, alçı parçasına baktı ve sonra annesine teşekkür edip, kir ve sümüklü yüzünü annesinin yanağına bastırarak kocaman öpüp, yerdeki çizimine devam etti. Anne yüreği bu, daha fazla kendini tutamayıp, hıçkırıklara boğularak ağlamaya başladı. Sırtındaki çocuğunun da kızıyla aynı kaderi paylaşacağını bilmenin vermiş olduğu müthiş bir kederle ağlıyordu. Bir sonraki hediye paketine ulaşmak için kaç konteyner daha karıştırması gerekiyordu acaba?

———– Mazlum TARHAN ———–

Bir Cevap Yazın