Beklerken de Ölür İnsan

“Bir hiç uğruna beklediğimiz zamanlar oluyor. Hiç gerçekleşmeyecek hayallerin yahut asla dönmeyecek sevdiklerimizin yollarını gözlediğimiz gibi. Kaybettiğimiz tüm değerli yürekler için bekliyoruz bir kez daha. Hiçbir zaman dönmeyeceklerini bilmemize rağmen.”

Soğuk bir kış günüydü. Vakit belki akşamdı ya da olmaktaydı.

Zaman durmuş gibiydi. Hiçbir şeyin anlamı yoktu.

Ne zaman kavramı vardı ne de etrafta olup bitenin bir anlamı.

Sadece uğultu vardı. Pencereden içeri kaçak giren rüzgarın çıkardığı uğultu.

Kar olanca kuvveti ve görkemiyle bindiriyordu. Sanki “beyaz ölüm” adının hakkını vermek istercesine.

Ne de masum, ne de şairane değil mi? Ölünce nasıl hisseder insan? Destan yazmış gibi mi?

Pencerenin kenarına, geniş pervaza oturuyorum pervasızca. Düşmekten korkmuyorum, düşlemekten korktuğum gibi.

Gözüm dalıyor uzaklara. Bir gelecek mi var yoksa? Kimseyi beklemiyordum oysa…

Çünkü biliyorum en çok da beklerken ölüyor insan.

Sobada yanan odunların çıtırtıları duyuluyor usulca. Köz bağlayanlar çoktan veda etmişler ateşle olan aşka.

Boğazım gıcıklanıyor, öksürük tutuyor bir anda. Elim sürahiye uzanıyor, şifa arıyor suda.

İçiyorum… içiyorum. Ne gıcık kesiliyor ne de öksürük.

Gözlerim dalıyor bir kez daha. Bu kez çok daha uzaklara. Ve hiç öksürmediğim zamanlara.

Sonra anlıyorum ki şifa da senmişsin, ilaç da… ötesi koskoca bir palavra.

Mazlum TARHAN

Bir Cevap Yazın